Sunumlarım

Yayınlar

Hakkımda

Modern Zaman Hikayesi

storySofraya oturur oturmaz rakı şisesine dikti gözlerini. Hızlıca bir duble doldurdu ve çabucak bitirdi. Hemen ardından bir duble daha. Çocukluk arkadaşıydı karşısındaki, o kadar çok anı biriktirmişlerdi ki beraber. Sanki üç gün üç gece soluksuz konuşacak gibilerdi. Arkadaşı başladı ilkin. Keyifle birşeyler anlatıyordu. Oda eşlik etmek istiyordu, uzun süre olmuştu, özleşmişti. Fakat gözünü birkez dikmişti şişeye. Aklı fikri oradaydı bitir diyordu içinden bir ses, bitir şu şişeyi. O sesi bir türlü susturamadı. Keyif almaksızın hızlı hızlı içmeye başladı. Bir süre sonra şişeyi bitirdi. İçinde anlamsız bir zafer duygusu uyandı. Taki arkadaşının sorusuna kadar:

 

- Bir tane daha söyleyelim mi?

 

Hayır diyemedi, diyemezdi de. İçindeki ses tekrar bilendi adeta. Kendisini birkez daha aynı anlamsız çabanın içinde buldu. Üstelik bu kez kendisini pek iyi hissetmiyordu. Ama bu daha büyük bir yarış anlamına geliyordu, hazzı da daha büyük olmalıydı. Kendisini bir kez daha telkin etti, bu şişe bitince oda eski anılar ile keyiflenecekti.

Ardı ardına içmeye devam etti. Sonra birden masadaki şişeden aldı gözlerini, hızlıca ceplerini karıştırmaya ve etrafına bakınmaya başladı. Arkadaşı o kadar keyifle anlatıyorduki ancak bir iki saniye sonra farkedebildi. Duraksadı. Ne olduğunu anlamaya çalıştı.

 O ise arkadaşının duraksamasına aldırmadı, bir süre daha karıştırdı ceplerini. Sonra bir telefon çıkarttı, gözüne bir garson kestirdi ve masaya çağırdı. Telefonunda birkaç ayar yaptıktan sonra garsondan beraber fotoğraflarını çekmesini istedi. Rakı bardağını kaldırdı ve gülümsedi. Kendisi fark etmedi ama o gece ilk kez gülümsüyordu. Hızlıca internete girdi. Fotoğrafı internete yükledi. İçindeki ses ne kadar mutlu olduğunu herkes görsün, herkes bilsin ne yaptığını demişti. İnternetteki sayfalarına koydu fotoğrafını. Altına da küçük bir not ekledi:

 

“Eski dostlar ile sohbet”

 

Oysa daha doğru dürüst sohbet etmemişti. Bu kez bir elinde rakı bardağı ve diğer elinde ise cep telefonu vardı. İnsanlar fotoğrafını görmeli, fotoğrafı ile ilgili yorum yapmalıydı. Hemde öyle bir iki kişi değil dedi içindeki ses.

Artık bir yandan masadaki rakıyı bitirmeye çalışıyor, bir yandan fotoğrafı için insanların yorumlarını bekliyordu.

Arkadaşı yine keyifle anlatmaya başlamıştı. Dikkatini ona vermek istedi belki  bu kadar hızlı içmese başarabilirdi de. Ama şimdi duramazdı. Kendisini yine aynı şekilde telkin etti. Hele bir şişe bitsin, elbet onun da vardı söyleyecekleri.

Güçlükle sohbetin içinde kalmaya çalıştı. İsmini duyduğunda kendini zorladı, yakalayabildiği birkaç kelime ile yorumlar yaptı. Arkadaşının kahkahalarını duyduğunda oda gülümsemeye çalıştı.

 Telefonunu sessize almıştı ama her titrediğinde biliyorduki birileri fotoğrafına yorum yapıyordu. İşte bir kez daha titredi, birisi daha yorum yapmış olmalıydı. Telefonuna hiç bakmadı. Arkadaşının dikkatini dağıtmak istemedi. Zaten fotoğrafa yapılan yorumlardan çok kaç kişinin yorum yaptığı ile ilgileniyordu. Titreşimleri sayarak kabaca aklından bir hesap yapıyordu.

 O gece pek konuşmadı, ama arkadaşına hissettirmeyecek şekilde konunun içinde kalmaya çalıştı. Yavaş yavaş gecenin sonu geliyordu. Arkadaşı hesabı isteyelim dediğinde bir anda panikledi. Gözü şişeye takıldı henüz halen doluydu. Şöyle bir yokladı kendisini. Hesap gelene kadar bitirebilirdi, bitirmeliydi.

 Son kadehi bir anda kafasına dikti. Artık şişe boştu. Toparlandılar, ikisi de montlarını giydi. Son kez gururla baktı masaya. O an arkadaşının tabağına takıldı gözleri. Tabağındaki yemeğin büyük kısmı duruyordu. Pek anlam veremedi ve arkadaşına sordu:

 

- Ama yememişsin?

 

Söyledikleri güçlükle anlaşilabiliyordu. Arkadaşı masaya baktı ve o anda gerçekten tabağının büyük kısmına dokunmadığını farketti. Gülümseyerek cevap verdi:

 

- O kadar keyifliydi ki sohbet, inan unutmuşum.

 

O da gülümsedi. Tabiki onun içinde keyifliydi, öyle olmalıydı. Lokantadan farklı duygular ile ayrılıyorlardı. O yarattığı yarışların zaferini yaşıyordu arkadaşı ise eski güzel anları tekrar yaşamanın huzurunu.

 Nihayet içindeki sesi susturmuştu. Artık eve gidip dinlenmeliydi. Ağır ağır aracına doğru giderken birisi kolundan tuttu ve kendisine doğru çekti. Sallanarak geriye döndü. Kolunu tutan az önce ayrıldığı arkadaşı idi. Arkadaşı ona birkaç kez seslenmiş ama sesini duyuramayınca yanına gelme ihtiyacı hissetmişti.

 Arkadaşını anlamakta zorlanıyordu. Bir yandan uğultu ve çınlamaların içinde sesini seçmeye, bir yandan dudaklarını okumaya çalışıyordu. Arkadaşının benzer cümleler ile aynı şeyleri tekrar ettiğini farketti ama bir anlam verebilmesi biraz zaman aldı. Kabaca söylediği iyi görünmediği ve onu eve bırakmak istediği idi. İlk olarak içindeki ses cevap verdi: Hayır!

 Kendisini yine anlamsız bir yarış içerisinde bulmuştu. Ne kadar içerse içsin kontrolü kaybetmez ve aracını kendisi kullanabilirdi. İçindeki ses öyle diyordu. Arkadaşının bütün ısrarlarına rağmen ikna olmadı:

 

- Ben iyiyim.

 

Arkadaşının keyfi kaçmıştı. Arkasından uzun uzun baktı. Yapabileceği birşeyi yoktu. Eve gittikten bir süre sonra onu aradı. Fakat telefonuna cevap vermiyordu. Birkaç kez daha denedi. Sonunda telefonu açıldı. Karşısındaki ses bir anda konuşmaya başladı. Telefonu açan o değildi. Siren seslerini duyduğunda içini büyük bir korku kapladı. Karşısındakinin hızlı ve aceleci konuşmasını kesti:

 

- O iyi mi?

 

O gece onu son görüşü olmuştu. Gazetelere çıkacak kadar büyük bir kazaydı. Haberde kazanın bir fotoğrafı da vardı ama ne onu ne de aracını tanımak mümkün değildi. Bir arkadaşı gazete haberini internette yayınladı. Altına da bir mesaj yazdı:

 

“Mekanın cennet olsun”

 

Fotoğrafına yüzlerce kişi yorum yaptı. Telefonu saatlerce titredi, son kez şarjı bitene kadar. Kendi rekorunu kırmıştı, hayatta olsa büyük bir zafer olurdu onun için...

 Arkadaşı o gece beraber çektirdikleri son fotoğrafı çerçeveletti ve duvarına astı. Biraz geri çekildi. Uzun uzun fotoğrafa baktı. Onu rahatsız eden birşey vardı. Fotoğrafta bir terslik vardı. Mutfağa gitti bir bardak çay aldı ve tekrar geldi. Bir kez daha uzun uzun baktı. Sonunda neyin rahatsız ettiğini buldu. Arkadaşının gülümsemesi, sahteydi! Onu uzun zamandır tanıyordu, çocukluğunun en saf günlerini biliyordu. Gerçekten güldüğünde gözlerinin içinin güldüğünü biliyordu, gülüşünü halen hatırlıyordu.

 Hiçbir anlam veremedi. Kendisi için bu kadar keyifli geçen bir gece de o hiç keyif almamışmıydı? Acaba bir derdi mi vardı? O geceyi tekrar düşündü. Ne kadar da az konuşmuştu? Ne kadar da konudan uzak durmuştu aslında? Bu kez kendisini suçladı, bir derdin mi var diye sormadığı için. Peki ama neden ısrarla fotoğraf çektirmişti? Neden bunu herkes ile paylaşma ihtiyacı hissetmişti?

 Yatak odasına gitti. Eski eşyaların arasından bir fotoğraf albümü çıkarttı. İkisinin eski çocukluk günlerindeki fotoğraflarından birisini aldı. Ne güzel de gülümsüyorlardı. İki fotoğrafı yan yana koyunca sahte gülümsemeyi fark etmemek imkansızdı. Çerçevedeki fotoğrafı çıkarttı. Onun yerine çocukluk fotoğrafını koydu. Uzaktan baktı, bu kez herşey yolundaydı. Kendi kendisine sordu: Peki neydi bu kadar değişen?

 Onu hep o içten gülüşü ile hatırlamak istedi onu. Fotoğrafın önünden ayrılmadan son kez baktı: Hep böyle gülümse eski dostum...

Last Updated on Monday, 08 June 2015 15:09

Add comment

Security code
Refresh